Kağıt Uçak

KAĞIT UÇAK

Aşkımı kağıt uçak yapıp attım Galata Köprüsü’nden
Güler yüzler buldum kalbimin kenarında yorgunca uyumuş
Issız sahillerde sabahladım içim kan ağlayarak
Yeni bir bela edinmiştim dertsiz tasasız gibi
Nobel ödülü almış yazar gibi mutluydum
Fakat mutluluk nedir onu da bilmiyordum
Kelimelerin anlamını unutmuş tek geziniyordum
Köpek balığı gibi derin sularda kan kokusu arıyordum
Aynı zamanda masum bir sivrisinek gibiydim
Sadece bir damlası yeter diyordum sessiz bir fısıltıyla
Güven vermiyordu artık kolumdaki saatim
Her saniye yalan söylüyordu adeta, her tik takında

Uzun uzun yürüyüş yapmalıydım geldiğim yolu bulmadan
Git gide bitmeyen kaldırımlarda tükenmek istiyordum
Çektikçe biten sigara gibiydim belki bu aralar
İzmariti atmadan yenisi yanıyor, bitmemiş gibi
Sanki hiç sönmemiş gibi yeniden alevleniyordu beni yakan çakmaklar

Uçurtma uçurmak istedim şu anda fakat yoktu, olmayan uçurtma değil rüzgardı
Tüm benliğimle inandığım şeyleri terk etmek istedim, kahredercesine
Elimi kolumu her bir organımı geçtiğim dükkanlara bırakmak istedim
Sadece bir beynim kalsa yeter dedim fakat diğerlerinin bile alıcısı çıkmadı
Bu beni daha çok üzdü, beş para etmez işe yaramaz biriydim bu dakikalarda

Gökyüzündeki güvercinleri gördüm, imrendim doğrusu, onlar uçuyorlardı
Artık şu andan itibaren ben de uçmak istedim, fakat imkansızdı
Çünkü gökyüzünde bana yer yoktu bu andan itibaren, uçsam ne yapacaktım ki
Sadece yeryüzüne bakacak ve inmek isteyecektim
Zaten bana yeryüzü bile fazla iki üç gündür
Sihirbaz misali yok olmak istiyordum, arkamda iz bırakmadan

Tüm duyularını kaybetmiş sersefil kalmıştım sokak aralarında
İdama mahkum olmuş biri gibi hissediyordum kendimi
Huzur evinden kaçmış, tımarhaneyi birbirine katmış gibiydim
Yüzüm kir içinde, karanlık ve mezardan çıkmış gibi görünüyordum
Delirmiştim, üzerimdeki paltoyu çıkarıp savurmuştum denize doğru
Öylece kalakalmıştım orada sade sessiz ve yine yalnız
Artık üşüyordum, rüzgarı her hissettiğim de sızlıyordu iliklerim
Adalelerim artık yorgun düşmüştü, olduğum yerde yığılı kalmıştım
Etraftaki hiç kimse aldırmamış, saatlerce orada olduğum yerde kalmıştım
Bir süre sonra doğruldum ve kalabalığa karıştım
Cebimde kalan bir kaç kuruşla aldığım bir simit elimde yürüyordum

O gün sabaha kadar yürüdüm, sonrasında ise bir bar taburesinde buldum kendimi
Yanımda duran adam ile bir süre konuştuktan sonra cebinden 200 lira çıkardı
Almam için bana doğru uzattı almadım, cebime sokuşturdu ses çıkarmadım
Elveda diyerek mekandan ayrıldı, ardından bende çıktım, ters yönde yürüdüm
Bu kez kendimi kumarhanede buldum, cebimi yokladım, oradaydı
İçimden bir şeyler geçti, fakat tam harekete geçecekken vazgeçtim
Tekrar yıldızlarla yürümeye devam ettim, taş yolda kaçar adımlarla ilerliyordum

Sabah olmuştu, hava soğuktu, rüzgar da vardı
Cebimdeki kağıdı çıkardım ve uzun uzun baktım
Arkasını önünü çevirip defalarca baktım
Sonra rengi atmış, katılaşmış ellerimle kağıt parayı katlamaya başladım
Bir uçak yapmıştım ve ardından terk edilmiş bir evin çatı katına çıktım
Beton zemin üzerinde kendime bir yer seçip etrafı biraz seyrettim
Sağ elimde tuttuğum kağıt uçağı gökyüzüne bıraktım
Ne kadar da güzel süzülüyordu, fakat on yirmi saniye sonra yere düştü
Öylece olduğum yerde onu seyrettim, biri geçerken onu fark etti ve aldı
Gözden kaybolduğunda ise ağlamaya başladım, ağlamayı kestiğimde ise
Ne para ne aşk diyordum elimden kayıp giden, her şeydi bu
Ömrümü tüketen şeylerin değerini anlamıştım
Kağıt uçak gibi aslında yaşamak, ellerinle bi şeyler oluşturursun
Sonra uçurur sevinirsin, daha sonra da düşer üzülürsün
İşte o zamanda yok olmaya başlarsın ya da kendi kendine kalırsın, tek başına

Yazan : Haldun ÖZTÜRK 10.05.2013 20.13

H. ÖZTÜRK

Bilgisayar Mühendisi / Yazar / Tasarımcı

You may also like...