Merhaba, ben Haldun Öztürk. Seyahati ve şiiri seven bilgisayar mühendisiyim. Yol Macerası ile birlikte keşfedelim! Gezdiğim şehirlerin seyahat videoları, geçmişe dair hikâyeleri, işe yarar tüyoları, yaşadığım anıları, kent tanıtımları ve benzer içerikleri macera tadında bu kanalda paylaşıyorum. Ayrıca yazdığım şiirleri "Şairin Sesinden" bölümünde bulabilirsiniz. Şiirlerle harmanlanmış yolculuklarda buluşalım. Yeni maceralardan haberdar olmak için abone olmayı unutmayın. Yol maceralarımız bol olsun. İyi seyirler...
Bir Gazete Alıp Okumak ve Dahası

Bir gün elinize bir gazete alıp okumayı düşündünüz mü? Ya da bir bisiklet kiralayıp şehri gezmeyi. Hadi bunları bırakalım da komşunuzla bir yerlere gidip bir akşam yemeği yedikten sonra biraz sohbet için bir kaç bardak çay içtiniz mi? Aslında ne kadar da güzel şeyler değil mi? Ama bugünlerde yapılası gün geçtikçe azalmakta olan şeylerden. Hiç […]

Her Okur Yazamaz Fakat Her Yazan Okur

“Her Okur Yazamaz Fakat Her Yazan Okur”her-okur-yazamaz-fakat-her-yazan-okur

Her gün bir şeyler yazmak mutlaka insana bir şeyler katar. Ne gibi mi? Öncelikle düşünsenize bir okumak sıradandır. Neden mi? Çünkü herkes okur. Evet okuma yazma bilen herkes okuyabilir. Gün içinde eline geçen her şeyi “kitabı dergiyi gazeteyi ya da her hangi bir yerde yazan yazıyı” okuyabilir. Fakat yazmak öyle değildir. Aklından geçen onlarca olay olmalı, birkaç düşünce olmalı. Ama bu da yeterli değildir. Onları anlatacak cümlelerin ve kelimelerin olmalı. Bu kelimeler ve cümleler arasında uyum olmalı. İşte bunların hepsini yapabilmek inanın zordur. Fakat okumak böyle değildir. Onun içindir ki her yazan okuyabilir fakat her okuyabilen yazamaz. Nedendir sanıyorsunuz yazarlar tarihler boyunca bu kadar değerli ve bu kadar büyük  kitlerler tarafından büyük öneme sahip kişiler oldular. Ve de onların her düşünüşü ve her söyleyişi dile getirdiği kelimeler asırlardır kitaplarda ve dillerde. İşte bu yüzdendir. Herkes yazamaz. Fakat herkes yazılanı okuyabilir.

Bir yazar bambaşka hayatları içine alır. İnsanları bambaşka dünyalarda buluşturur. Ve kendince aklına gelen yazar. Okuyana yönelik yazar, olaylara yönelik yazar ve de doğruya yönelik yazar. İşte bu yüzden herkes yazamaz.

Şimdi elinize bir kağıt alın ya da bilgisayarınızda bir yazı programı açın. Sonrada aklınıza gelen bir olayı anlatmaya başlayın. Evet hiç usanmadan yazmaya başlamaya ne dersiniz? Ne derece yazacaksınız? Bir deneyin kendinizi. Yazınız bittiğinde ise yazdığınız yazıyı usanmadan 3-4 kez okuyabiliyorsanız eğer “Siz de bir yazarsınız.” demektir. O zaman da hiç durmayın. Bir blog sitesi kurun ya da gazeteye bir iki yazı örneği göndererek başvuru yapın. Ya da o andan itibaren kendinize bir günlük tutmaya başlayın. Bu arada neden mi günlük? Yaşadıklarınız gelecek nesillere aktarmanın en iyi yolu olduğundan dolayı ve de yazınız da bu denli güzelse bırakın geleceğe bir eser de o yüzden.

Bu arada günlük yazmak aynı zamanda günlük hayatta yaptığımız eğlenceli diye tabir ettiğimiz çoğu şeyden daha eğlencelidir. Ve sizi geliştirir ve daha dolu günler geçirmenize neden olur. Zaten bu da istenilen bir şey değil midir?

Ve son olarak da bu yazıyı okuduktan sonra bir şeyler yapmaya karar verdiyseniz eğer bana da yazmayı unutmayın.

Yaşamak Büyük Risktir

“Yaşamak Büyük Risktir”yasamak-buyuk-risktir

Hayatta bazen risk almak gerekir. Aslında akşam üzeri biraz gezintiye çıkmak için yürümek bile büyük risktir. Neden mi? İnsanoğlu başına neler gelebileceğini bilemez . Bir bakarsın bir kazaya kurban gitmişsindir. Derken bu dünyadan izlerin silinmiştir.

Yaşayan bir canlı risklerin en büyüğünü üstlenmiştir. Yaşamı boyunca durmadan bir şeyler yapmak için uğraşır durur. Ve ki hiç bir şey yapmasa bile bir belanın  gelip ona bulaşmayacağı muammadır. Gerçekten de öyle değil midir? Bardan çıkarsınız. En masumane duruşunuzla eve gitmeyi yeğlerken bir iki genç etrafınızı çevirir. Cebinizdeki bir kaç lira için size bıçağı saplar. Bu risk değil de nedir peki? Aslında bu örnek çoğu filmlere konu olan bir olaydır. Bu olayda bara gitmek mi suçtur yoksa sokakta yürüyerek eve gitmek ya da araca binmeye çalışmak mı? Ya da şuradan bir bakarsak ta cebimizde bir kaç liranın olması mı suçtur!? Gerçekten muamma değil mi? İşte yaşamak büyük risk dediğim budur.

Hadi bu olayı geçelim. Kim bara gidecek alkollü olarak eve dönecek. Zaten bunu yaparsa riske girmiştir diyoruz diyelim. Fakat bi düşünelim şimdi evde uyuyorsunuz. Gece yarısı olmuş. Evde eşiniz bir de çocuğunuz var diyelim. Bir tıkırtı duydunuz. Sonra bir kaç defa daha aynı sesleri duydunuz. Evinizde bir şeylerin olduğunu fark ettiniz. Yatağınızdan kalkıp oturma odasına yöneldiniz fakat bu sefer sesler kesildi. Sonra bir anda arkadan size doğru gelen biri sağ koluyla boğazınızdan sıkıca kendine doğru çekip, başınıza sol elindeki sopa ile vurur ve yere yığılırsınız. O arada bayılmışsınızdır. Odaya eşiniz ve çocuğunuz da gelir ve onları da bayıltıp her üçünüzü de elleri arkada üç sandalyenin sırtı birbirine gelecek şekilde bağlar. Ve soyguna devam eder. Ayılmışsınızdır fakat ağzınız bağlı olduğundan olan biteni izlemekten başka bir şey yapamazsınız. Bir düşünün bu olayda ki  evi soyulan adamın ne suçu vardır? Bence hiç bir şuçu yoktur. Sadece bir evi ve ailesi vardır. Eğer evi ve ailesi olmak suç ise tamam.  O zaman suçlu. Yani şunu söylemek gerekirse risk her yerde vardır. Her canlı için risk hayatta vazgeçilmezdir.

Şimdi dersiniz ki riski bu olaylarla mı ele alıp anlatıyorsun. Ne biçim bakış açısı diyebilirsiniz. İlla da riskin anlamı bu değil derseniz. O zaman risk kavramını başka şekilde ele alıp anlatalım. Bir iş adamısınız diyelim borsaya girdiniz. Büyük bir mevla kaybettiniz. Riskli bir durumdu kaybetmekte vardı kazanmakta değil mi?

Şimdi de bir ilkokul öğrencisiniz. 10 yaşındasınız ve güzel günler geçiriyorsunuz. Bir tiyatro oyunu için sizi seçtiler. Ve tiyatroya hazırlanıyorsunuz. Her şey yolunda. Fakat yolunda olmayan tek bir şey var. O da hiç ezberiniz yok. Bu da tiyatroda büyük eksiklik. Öğretmenleriniz olsun dedi. Çünkü çok iyi doğaçlama yaptığınızı biliyorlar. Derken oyuna hazırlanıldı ve gösteri günü geldi çattı. O gün öyle çok heyecanlısınız ki elleriniz birbirine karışıyor. Sahne de ne yapmak istediğinize karar veremiyorsunuz. Nerede olduğunuzu sürekli şaşırıyor. Ve elleriniz titriyor. Sözleri aklınıza gelmesinden ziyade o kadar kalabalığın önünde olmak sizi sizden alıyor. Ve akşamında her şey bitmiş ve gerçekten kötü bir performansla cidden izleyiciler için berbat bir oyun bırakmıştınız.  Şimdi burada anlatılmak istenen çocuğun toplum karşısında nasıl tutum sergilemesi ve heyecanına yenik düşüp düşmeyeceği değildi. Öğretmenlerin ezberi olmayan çocuğu iyi doğaçlama yapıyor diye oyuna alması da değil buradaki olay tiyatroda oyunu yapmakla baştan riske girmesidir. Neden mi çünkü herkes kalabalık karşısında heyecanlanıp istediğini yapamayabilir. İstenilen sonuçların elde edilmemesine neden olur. Bu da olayın başından itibaren risk içerdiğinin kanıtıdır.

Yaşayan her canlının hayatında risk vardır demiştik. Zaten risk olmadan bir canlı yaşaması mümkün değildir. Tabi bu da riski nasıl değerlendirdiğinizle ilgilidir.

Göreceli kavramlarda bu hafta da “ Yaşamak Büyük Risktir” konusunu konuk ettik. İyi haftalar geçirmeniz dileklerimle.

Kağıt Uçak

KAĞIT UÇAK Aşkımı kağıt uçak yapıp attım Galata Köprüsü’nden Güler yüzler buldum kalbimin kenarında yorgunca uyumuş Issız sahillerde sabahladım içim kan ağlayarak Yeni bir bela edinmiştim dertsiz tasasız gibi Nobel ödülü almış yazar gibi mutluydum Fakat mutluluk nedir onu da bilmiyordum Kelimelerin anlamını unutmuş tek geziniyordum Köpek balığı gibi derin sularda kan kokusu arıyordum Aynı […]