Merhaba, ben Haldun Öztürk. Seyahati ve şiiri seven bilgisayar mühendisiyim. Yol Macerası ile birlikte keşfedelim! Gezdiğim şehirlerin seyahat videoları, geçmişe dair hikâyeleri, işe yarar tüyoları, yaşadığım anıları, kent tanıtımları ve benzer içerikleri macera tadında bu kanalda paylaşıyorum. Ayrıca yazdığım şiirleri "Şairin Sesinden" bölümünde bulabilirsiniz. Şiirlerle harmanlanmış yolculuklarda buluşalım. Yeni maceralardan haberdar olmak için abone olmayı unutmayın. Yol maceralarımız bol olsun. İyi seyirler...
Haldun Öztürk - Bir Tasarımcı
Ses Kayıt Stüdyosunu Nasıl Kurdum?

Ev İçin Ses Stüdyosu!

Evde ses kayıt stüdyosunun ne işi var diyebilirsiniz. Fakat kaliteli içerik üretmek için bu şarttı. Benim çalışmalarımda ise motive edici bir gücü olacaktı. Hem sadece ses kayıt için de değildi. Bir çalışma ortamı diyebiliriz.

YouTube!

Aslında her şey şiir seslendirmeleri yapmak ve youtube üzerinden yayınlama içindi diyebilirim. Yazdığım şiirler “Zamansız Saat Durağı” adlı kitap haline geldi. Şimdi sıra seslendirme aşamasında. Umarım bu süreçte çıkacak olan videoları beğenirsiniz.

Değişim için gelişim gerekiyordu. Gelişmek için de ortamları değiştirmek gerekiyordu. Bir çalışma ortamı şarttı. Şöyle saatler hatta günler süren çalışmalar olsa bile büyük bir keyifle çalışmaya iten bir ortam olmalıydı. Bunun için araştırma yapmaya başladım.

Sonrasında ne mi oldu? Yazımızda bundan bahsedeceğiz.

Geniş Bir Masa Gerekiyordu?

Çalışma ortamlarının vazgeçilmezleri denildiğinde akla masa gelir. Şöyle geniş ve çalışma standartlarına uygun olmalıydı. Piyasada bulunan masaları araştırmaya başladım. Bir çoğu küçük çalışma masalarından oluşuyordu. Geniş olanlar ise makam odaları için olanlardı. Onlar da işimi görmezdi.

Yapı marketlerinin birinde gezinirken yine uygun masa bulamamıştım. İçimden bir ses “Masayı sen neden yapmıyorsun?” dedi. “Tamam.” dedim. Oradaki mobilya, ahşap, dekorasyon gibi bölümlerde çalışanlarla görüştüm. Bu görüşmeler saatler sürmüştü. Bir yandan planlar yapıyordum.

Akşam olmak üzereydi. Şekillenen masa için ölçümler yapmaya başlamıştım. Sağlam bir masa olmalıydı. Güçlü, dayanıklı ve çalışmak için uygun şartları sağlayacak olmalıydı. Arada oradaki deneyimli müşterilerle de konuşuyordum.

İki parça 200x60cm ahşap levha ve ayaklar için metal ayaklar aldım. Levhaları birleştirmek için birçok metal gönye ve yüzlerce farklı uzunluklarda vidaları sepete ekledim. Levhaların altında temel iskeleti oluşturan 5 metre uzunluğunda 8x7cm ebatlarında aynı ağaçtan parçalar aldım.

Temel olarak parçalar tamamdı. Fakat diğer araçlar da gerekiyordu. Vidalama için matkap, delici uçlar, ağaç tutkalı, koruyucu şeffaf vernik, zımparalama için makine parçası, farklı kalınlıkta zımpara parçaları,

Yapım çalışmalarına başlamıştım. Zımparalama aşaması oldukça uzun sürdü. Makine ile yapınca yüzey pütürlü halden kutuluyor ve kayganlık hissi vermeye başlıyordu. Fakat çok ince çalışmak gerekiyordu. Vida yerlerini uç kutusuyla ölçümü yaptığım A4 kağıdı ile işaretlemiştim. Her aleti almıştım fakat metreyi almamıştım. Bu şekilde ölçüm yapmak keyif veriyordu. Masa delik deşik olmuştu. İskelet de hazırdı. Parçalar birleştikçe daha da başkalaşıyor ve heyecanım artıyordu. Tabi evin salonu bir ay süren bu süreçte marangozhane gibiydi. Üç kat vernik attım. Vida deliklerini de talaşla doldurmuş ve kendimce profesyonel bir iş çıkarmıştım.

09.09.2019 tarihini masanın alt yüzeyine yazmıştım. Masanın alt iskeletini H harflerinden oluşuyordu. Farklı ve güçlü bir tasarımı andıran bir yüzü vardı. El emeği artık kullanıma hazırdı.

Sosyal medyada paylaşımlarını yapım aşaması sırasında yaptığım masa için arada alıcı çıkıyordu. Bu beni daha da mutlu ediyordu. Paha biçilmez dedikleri bu olsa gerek. Yüzümde terler, ellerimde ahşap tozları bir fiyat vermek çok zormuş. “Maalesef satılık değil, kendi kullanımım için yaptım.” demek bir başkaymış.

Kondenser Mikrofon BM-800

İlk başlarda kondenser da ne demekmiş diyenlerdenim. Fakat araştırınca ve öğrenince hiçbir bilgi yok ki anlaşılmasın.

Mikrofon araştırması yapmaya başlamıştım. Ses kaydı yapma sırasında o stüdyo ortamını vermesini istiyordum. Kaliteli ses de almak istemem ama o kadar da abartmak istemeyen biriydim. Çünkü bilirsiniz her zaman bir iyisi vardır. Derken uygun bütçeli ama verdiğiniz fiyata değecek bir ürün bulmuştum. İnceleme videolarını epey izlemiştim.

BM-800 ile tanışmam beni oldukça memnun etmişti. Alıştığım mikrofonlardan değildi. +48V ile çalıştığı için ses kartına ihtiyacı vardı. Bu da kaliteli bir ses sunacağı için bence her şey tamamdı.

Gümüş mikrofon için sahne standı ve filtreler de almıştım ki kayıtta fark yaratacaktı. Sonralarında deneyimlerinde onlarsız kullanımlarını test ettiğimde seslerin kaydında oldukça farkı vardı. Pop filter denilen parça seslerdeki bozulmaların giderilmesini ve özellikle ş, ç gibi seslerde tiz yükselmelerini önlemede oldukça başarılıydı.

Behringer Ses Kartı

Mikrofonun çalışması için ses kartı gerekiyordu. Bunun için de piyasada olan ve bu işlerle ilgilenen kişilerin tavsiyelerini aldım. İnceleme videoları izledim. Sonun da bir ürün bulmuştum. Behringer marka bu ses kartı oldukça iyi gibiydi. Yüksek ses kalitesi sağlayan, +48V güç özelliği sayesinde kondenser mikrofonların kullanımı sağlaması tercih nedenim olmuştu. Üzerinde bir enstrüman girişi bulunuyordu. Profesyonel ses kalitesi için 48 kHz çözünürlük sunuyordu. Direct monitör özelliği olması ile sesinizi eş zamanlı olarak duymanızı da sağlıyordu. Bu özellik ile ses kartına giren sinyal bilgisayarın işlemcisinde işlenmeden kartın kendi içinde işlenerek direkt çıkışa vermesiyle zaman farkının oluşmasını azaltıyordu.

Behringer U-Phoria UM2 geldiğinde ise kartla kondenser mikrofonu 6.3 mm’lik 5 mt xlr kablo ile bağlantısını gerçekleştirdim. Tak çalıştır olduğundan dolayı fazla işleme gerek kalmadan bir ses kayıt denemesi yaptım. Sonuç memnun etmişti.

Sennheiser Kulaklık

Şiir seslendirmeleri sırasında eş zamanlı fon müziklerini dinlemek için bir kulaklık gerekiyordu. Dışarıya ses vermemesi gerekiyordu. Aslında derin bas ve geniş aralık sunan stüdyolar için geliştirilmiş özel kulaklıklar da vardı. Fakat o tip kulaklıklar sadece kayıt içindi. Ben ise uzun saatler müzik de dinleyebileceğim bir kulaklık olmasından yanaydım. Ses düzenlemelerini kulaklık ile değil de ses sisteminden duyduğum sesler ile yapacağım için tercihimi Sennheiser HD 400S kafa üst kulaklığından yana kullandım. Yapısında sünger yerine deri kullanılması da uzun ömürlü olmasını sağlıyor ve dışarıdan ses almasını da oldukça azaltıyordu.

Ses Yalıtım Süngerleri

Stüdyoda kalitesine ulaşmak için ses yalıtımı en önemlisiydi. Bunun için birçok seçenek vardı. Yalıtım süngerleri piyasada oldukça fazlaydı. Ses yalıtım süngerleri en iyi çözüm olacaktı. 40x50cm boyunda satılanlardan almaya karar vermiştim. Fakat fiyat farkı özelliklerine göre değişiyordu. Yanmaz olanları bile vardı. Yumurta kolisi benzeri olanlardan alacaktım. DNS değeri yükseldikçe ses yalıtımı özelliği ve kalitesi artıyordu. İzlediğim videolar sonrası arkası yapışkan bantlı ve 15 DNS olanlarından 3 adet almaya karar verdim.

Kayıt sırasında mikrofonun çevresini saracak şekilde akustik ortam sağlıyordu. Kayıtta olmadığım zamanlarda ise masada durmasınlar diye taşınabilir şekilde tasarlamıştım.

40 İnç Monitör

17 inç ekranlar artık yetmez olmuştu. Tek bir ekran ile çalışmalarımı sürdürmek istiyordum. Masa ile uyumlu olacak ve çalışmalarımda bana kolaylık sağlayacak şık bir ekran araştırmaya başlamıştım. Yeni teknoloji sistemlerini de içerisinde barındıran bir ekran araştırması yaparken sanırım bulmuştum.

40 inç ekran genişliği, hassas UltraClear 4K Ultra HD (3840 x 2160) çözünürlük, kavisli ekran tasarımı (curve), VA LCD panel, çoklu ekran, sinyal, usb, ses girişleriyle oldukça konforlu bir deneyim sunacak olan ekranı tercih ettim. Philips marka bu ekran metal hatlara sahipti. Oldukça zarif görülen C şeklinde ayak stant tasarımı ve ince çerçevesiyle ilgimi çekmişti.

Philips BDM4037UW/00 11,6 kg ağırlığı ile gümüş monitör masadaki yerini almıştı.

Nikon SLR Fotoğraf Makinesi

Nikon ile 2014 yılının son aylarında tanıştık. D5100 ile ilk çekimlerimizi hatırlıyorum da güzeldi. Onunla birçok yolculuğa çıktık. Bir yıla kalmadan 18-55 mm standart lensinin yanına makro lens almaya karar verdim. Tamron marka bu konuda en iyilerindendi. Hem tele hem de makro çekim yapmam için bir lens buldum. Tamron 70-300 mm F/4-5,6 lens almıştım. Filtre çapı 62 mm olan bu lensle benzersiz binlerce fotoğraf çektik.

Bir lens oldukça dikkatimi çekmeye başlamıştı. Makineyi oldukça ebatlı göstermesi olsun çekim kalitesi olsun diğerlerinden farklıydı. En çok da yaprak parasoleyi ve üzeinde bulunan altın rengi çizgiler ilgimi çekmişti. O da diğeri gibi aynı Tamron markaydı. Hatta aynı 70-300 mm. Fakat titreşim önleyici özelliği vardı ve kalitesi üst düzeydi. Artık Tamron SP 70-300mm f/4-5.6 Di VC USD lensle yeni maceralarda birlikteydik.

Stüdyoda bana eşlik edecek parçaların başında yer alacak ve ayrıca 4K çekim yapabilen bir aksiyon kamerası ve bir telefon da eşlik edecekti.

Yeşil Perde

Yeşil perde! (Green Screen) Evet, hep duyduğumuz o tek düz renk perde gerekiyordu. Neden mi video ve fotoğraf çekimleri sonrası montajın pürüzsüz olması için şarttı. Ben de ilk defa deneyeceğim. Düz beyaz bir duvarda çekim yapsan diyorsunuz. İnsan tenine zıt bir renk olmasından dolayı ve ayrıca yeşilin en düşük ton olması, ışığı en iyi şekilde emmesi yeşile yönlendiriyordu. Ama ten rengiyle en uzak renklerden biri yeşil onun için kullanılıyor. Bakalım nasıl olacak? Merakla çalışmalara başlamıştım.

Perde seçimi yaparken dikişsiz, sağlam ve ışığı yansıtmama gibi özelliklerine dikkat ettim. %100 pamuk 1,5×3 mt ebatında almıştım. Standa gerek yok demiştim ama olsa daha iyi gibi.

Aydınlatma

Işık!

Oldukça önemli bir konuya gelmiştim. Uzun süreler çalışacağım için ortamın aydınlatması çok iyi yapılması gerekiyordu. Bunun için öncelikle çalışma masasına monte edilebilen ve konumu rahatça ayarlanabilen olanlardan aldım. Lamba olarak farklı led ampulleri arada bir değiştirerek deniyorum. Ama sarı denilen gün ışığı en muhteşem sonucu verdi diyebilirim. Hem ahşap masadan yansıyan gün ışığı hoş bir atmosfer oluşturuyor. Masanın iki yanında bulunan ışıklara ara sıra tavan lambası destek oluyor. Loş bir atmosfer için de genelde tavan lambası kapalı oluyor.

Bu aralar ise soft box denilen stüdyo aydınlatmalarını araştırıyorum. Arkada gölgenizin çıkmasını önleyen bir yapısı var. Yumuşak bir şekilde ışık veriyor bu da kayıt sırasında size rahatsızlık vermiyor. Bakalım bu konuda neler yapacağım?

Oyuncu Koltuğu

En önemlilerinden biriydi.

Sadece bir koltuk olmamalıydı. Yoksa diğerlerinden farkı kalmazdı. Everest Rampage KL-R25 Crown inceleme videolarında izlediğim kadarıyla işimi görecekti. Kırmızı-siyah yapısı agresif bir hava oluşturuyordu.

Özellikleriyle de oldukça ilgimi çekti. Ayarlanabilir 90-180 derece sırt açısı, metal ayak, bel-boyun yastıkları, kolçak tipi fonksiyonları, dinamik yapısı ve kullanılan malzemelerin kalitesiyle ilgiyi topladı. Uzun kullanımlar için konfor sağlıyordu.

Fon Perdeler

Çalışma ortamına uyum sağlayacak ve motive edecek perdelere ihtiyaç olduğunu tespit ettiğim an araştırmaya başladım. Bizon rengi keten perdeler bu konudaki eksiği de tamamlamıştı.

Kitaplık Düzeni

Çalışmaya başladığım an tüm kitaplığı göz ucuyla görebileceğim bir yere yerleştirecektim. Hatta arada kitapları seyrederken dalıp gitmek istiyordum. Sonrasında uyuyakalmak da fena olmazdı. Ya da kalkıp gidip o kitabı inceleyip yerine koymadan başka birini almak. Bir süre sonra masanın kitap dolması ve rafların boşalması sonrası “Vay canına!” demek. Herhalde güzeldir.

Sağ çaprazda yerini aldı. Üç ayrı koyu ahşap bölmeli olan beş beyaz raf içinde kitapların belli bir düzene göre sıraladım. Hatta sapı kırılmış porselen bardak içinde renkli kalemlerin de yer aldığı bir ahenk unsuru yerleştirildi. Model arabalar ve tek pervaneli radyo kontrollü helikopter de yerini aldı. Elbette lenslere de bir yer verdim.

Ses Sistemi Akustiği

Ahşap masadan mıdır bilmem ses sisteminden midir? Her film izlediğimde ya da müzik dinlediğimde muazzam bir ses ortamı sarıyor. Hatta bazen konuşurken sesim yankılanıyormuş gibi oluyor. Ses akustiği oldukça hoşuma gitti diyebilirim.

Son Dokunuşlar – Çiçekler

Her şey tamamdı. Bu düzenlemelerin hepsi aylar almıştı. Son dokunuşlar için çalışma etrafında yeşil bitkiler olmalıydı. Bunun için de farklı çeşit saksı bitkilerinin yer aldığı bir sistem ile sağladım.

İşte böyle…

Bakalım video çalışmalarımız nasıl olacak? Umarım bu deneyimler sizlere de yardımcı olmuştur.

Youtube Canlı Yayın Konuğu Olmak - Haldun Öztürk
YouTube Canlı Yayın Konuğu Olmak

YouTube Canlı Yayın!

“Canlı yayına çıkmak.” kulağa bir başka geliyor değil mi? Geçen hafta aldığım bir teklif üzerine yayına konuk oldum. Bambaşka heyecandı.

Bu yazıda canlı yayın sırasında, öncesi ve sonrasında edindiğim deneyimlerden bahsedeceğim.

Youtuber Serhan Gören’in “Canlı yayına katılır mısın?” sorusu sonrası bir iki dakika düşündüm. Sayısız toplantılara katılmış, yüzlerce eğitimler vermiş ve gerekli yerlerde konuşmalar yapmış biri olarak biraz tedirgin olmam nedendi? Aslında birçok nedeni vardı. Cevabı bulmadan “Evet” demiştim. 5 Mayıs 2020 günü ilk yayın olacaktı. Fakat 2 gün öncesinde ilki bugün olsun dedik. Yayından saatler önce bu kararı aldık ve yayın başladı.

1. İlk Canlı Yayın

Konu mu? “Teknoloji ve Tasarıma Dair” başlığını attığımızı hatırlıyorum. Sosyal medya reklamları, kendine güvenmesi, toplama bilgisayarlar, normal kullanıcı için işletim sistemi, bilgisayar kullanımda dikkat edilmesi gerekenler, göz sağlığı, ergonomi, çok tuşlu farelerin kullanım kolaylığı, yerli telefonlardan konuştuk. Sohbet misali hızlıca akan dakikalardı. Yayının sonlarına doğru “Zamansız Saat Durağı” kitabımdan da bahsettik.

Son saatler kala da olsa sosyal medya hesaplarımızda paylaşımlar yapmıştık. Arkadaşlarımız da yayındaki yorumlarını gördükçe daha da tanıdık bir yerde olduğumu anlıyordum. Fakat sonrasında kimlerin izleyeceğini düşündükçe heyecanım bir başka oluyordu.

Böyle bir canlı yayın olmuştu. Her şey yolundaydı. Farklıydı.

İkinci Canlı Yayın

5 Mayıs günü yapacak olduğumuz yayında ise önceden konuları belirledik. Öncesinde görüntülü sohbetler sonrası epey ilerlemiştik. Hem bu sefer bir seri başlatalım demiştik. Her salı 22.00’da canlı yayınlar..! Her hafta farklı konular üzerine sohbetler demekti. Ürperticiydi. Ama sonrasında size ait bir içerik olması ve o videodan faydalanacaklar akla geldiğinde insan rahatlıyordu. Paylaşmak güzeldi.

2. Başarılı Olmak! – Blog Nasıl Açılır?

“Başarılı Olmak!” başlığı altında serinin ilk canlı yayını için “Blog ve kitap yazmak” konuları üzerinde konuştuk. Biraz detaya girdik. Neden yazmalı? Yazmak kazandırır mı? Ne yazmalı? Hangi platformda yazmalı? Nasıl yazmalı? Bana kitap yazdıran neydi? Neler yazdım? Kitap basım sürecinde neler yaşadım? Yayıncılarla yapılan sözleşme içeriklerinde neler var? Arama motorlarının ilgisi nasıl çekilir? Blog sitelerinde ya da sosyal medyalarda yazar tarafından verilen cevaplar, yorumlar, etiketler bu gibi konulara değindik.

Yazmaktan korkmayın! Kısaca “Yazın.” dedik. Son olarak aşağıdaki video ortaya çıktı.

Soru Cevap

Karşılıklı muhabbet eder gibi gayet akıcı yayınlar olmuştu. Genel olarak sorular karşısında anlık cevaplar ile gayet güzel bir yayın oldu diyebilirim. Daha iyisi olur muydu? Elbette…

3. Girişimcilik

Başarılı olma yolunda diye başladığımız yolculukta girişimcilik hakkında bir program yapalım dedik. Soruları cevaplamaya başladık.

Girişimci olmak, girişimcilik nedir, ne değildir? Start-Up farkları nedir? İş fikirleri, krizi fırsata çevirmek, iş fikrinizin değeri ve iş ortakları hakkında ısa bir zaman dilimine sığdırabildiğimiz kadar konuştuk.

4. Otostopla Gezmek, Gezerken Öğrenmek

Bu yayında deneyimlerimizden bahsedecektik. Seyahat etmek üzerine güzel bir yayın olmasını bekliyorduk. Öyle de oldu diyebilirim.

Otostopla Gezmek, Gezerken Öğrenmek nedir? diye başladık sohbete sonra anılar doldu taştı. Aslında para olmadan otostopla parasız gezmek mümkün müdür? En çok merak edilen ülkeler. Gitmeyi en çok istediğiniz ülke. Gezmek ve yabancı dil. Gezmek yaratıcılığı etkiliyor mu? Parasız gezmek mümkün mü? Parayla gezilebilecek ülkeler ve az parayla gezilebilecek ülkeler. Avrupa’da gezmek. Asya’da gezmek. En çok heyecanlandıran ülke. Seyahat sırasında soygun yaşamak.

5. Tüketici Davranışları ve Marka Tutkusu

Bu hafta tüketim çılgınlığından bahsedelim dedik. Alışveriş süreçlerinden bahsetmeye başladık ve aşağıdaki gibi bir yayın oldu.

Tüketim alışkanlıkları, tüketici davranışları, pazarlama uygulamaları, toplumsal eğilimler ve kültürel sürecin değişimi hakkında detaylı değerlendirmeler yaptık. Bize sunulan kısıtlı seçenekler havuzunda alacağımız ürünü seçmesi konusunda pazarlama sistemleri satın alma noktasında ne derece etkilidir? Tüketim alışkanlıklarının tüketici açısından olumlu ya da olumsuz yapılanması. Tüketicilerin kendi iradesiyle satın aldıklarını düşündüğü aygıtlar ve ürünlerin, kapitalizm ve tüketim toplumuna nasıl katkı sağlar? Kısıtlı satın alma imkanları (maliyet) doğrultusunda satın alma eğiliminde bulunan tüketicilerde, pazarlama uygulamalarının etkisinde kaldığını ya da toplumsal eğilime ayak uydurmaları hakkında sohbet ettik.

Bu kadar…

İşte böyle… Umarım beğenirsiniz.